14 Ekim 2013 Pazartesi

İRAN YOLCULUĞU(5)

Ramazanı başka bir ülkede, başka bir kültür odağında geçirmek bizim için çok önemliydi. Tabi bunun belki de en dikkat çeken yönü İran gibi kapalı bir kutu olarak görülen bir ülkede olmaktı. 


Sabah kalktığımız gibi derse yetişmeye çalışıyorduk kimimiz de öğleye kadar uykunun sefasını çıkarıyordu. ilk derslerde hepimizin üzerinde bir uyuşukluk, bir uyanmamışlık hali vardı. öğleye kadar iki ders yaptık ve öğleden sonra kayluleye yattık. 


ikindi civarı uykumuzdan uyandık ve son dersimize girdik. Tabi herkes gene uyumuş ya herkesin gözü gene mahmur. Ramazanın ilk günü olmasından dolayı dışarı çıkmamıştık derslerden sonra. Böyle bir günler silsilesi içinde gidip geldik.


Daha sonraki günlerde biz erkekler olarak evde yemek yememeye ve iftar için dışarı çıkmaya başladık. ilk günümüzde restoran-ı bazar diye küçük ama güzel bir yere gittik. 


Restoran pazar meydanında olduğu için herkes dağılmış ve o karanlık ve ürkütücü sokakta tek başımıza kalmıştık. O akşam iftarda dört çeşit kebap getirmiştiler ve bizim için hepsinin ayrı bir dadı vardı. nitekim sonraki günlerde hep bu dadı aramaya başladık ama bir türlü bulamadık. 


Ramazanda İran halkının çoğu oruç tutmakla beraber taksi şoförlerin dert yakınmaları da vardı. Gün içerisinde şehir merkezinden dönerken hep restoranları gösterir ve buradaki insanların  çoğu seferi olmayıp oruç tutmayan kimselerdir diyorlardı. 


Restoranlardan böyle bahsetmişken sakın her türlü yiyeceği rahatlıkla bulabileceğiniz restoranlar aklınıza gelmesin. Çünkü cuce ile başlayanlardan başka bir şey yok. Gittiğimiz en lüks restorana kadar hepsinden ya tavuk vardı ya da kebap.  İran halkı bunlardan başka bir şey yemiyor desem abartmış olmam herhalde. 


Biz bu şikayeti hocalarımıza söylerken hep evde onları da yapıyoruz diyorlar. Ama hiçbir zaman göremedik. Bir gün iftar yemeği için biz dört arkadaş çıktık ve en kral restoran olan 'Baba Tahire' gittik. Fiziki bakımdan gerçekten en kral yerdi diyebilirim. ilk önce bizi almama gibi bir girişimde bulundular daha sonra bizi yukarı aldılar. herkesin aklında burada çok güzel yemekler vardır diye bir düşünce vardı. Ancak menüyü gördükten sonra hepimizde bir burkuntu oluştu. ben sırf farklı olsun diye mahiçe aldım ve şansıma İran'dan yediğim en güzel yemeği almışım. 


Restoranda açık büfe salata olduğu için ve bizlerde yeşillik yemeye yemeye çıldırdığımız için salata çeşitlerine abandık. Masamızı salatalarla doldurduk. Yemeğimizi yedikten sonra sıra hesaba gelmişti. Bizlerde tamam diğerlerinden biraz fazla olacak diye düşünüyorduk ama karşımıza 200 tomanlık bir faturanın çıkacağını da hesaplayamamıştık. 


Adam bize 'kabıl ne dare' derken hepimiz içimizden vermeyip gitsek mi diye geçirdik. Ama kazık yediğimizi bile bile mecburen parayı verip çıktı. 


Artık İran'da tavuk yiye yiye bir hal olmuştuk. gittiğimiz her restorana sorduğumuz ilk soru tavuk dışında başka bir şey var mı? Böyle iki ayı geçirdik.

Şimdilik bu kadar...... 


7 Ağustos 2013 Çarşamba

İRAN YOLCULUĞU(4)

Sabahın ilk ışıklarıyla yeni bir günü karşılayamasak da saat sekiz civarı uykudan uyandık. Kahvaltı için aşağıya çağrıldık. Halbuki dünyanın birçok yerinde bugün ramazanın başlangıcıydı. Bizler İran'da olduğumuz için onlara uyduk ve ramazana başlamadık. Suudi Arabasitan da bugün oruca başlamamıştı.


 Kahvaltıya indik ve uzun masalar bayan arkadaşlara tahsis edilmişken onların biraz öte tarafında bize tahsis edilen masalara oturduk. Kahvaltılarımız açık büfe tarzı olduğu için ilk önce herkes kendi tabağını alıyor ve öyle masasına geçiyordu. Kahvaltı geleneği her yerde aynı olsa gerek. Bizlerde kahvaltılık olarak peynir, recel, yumurtalarımızı aldık ve masamıza geçtik. Kahvaltıda en güzel şeylerden biri sıcak yağlı ekmek olmasıydı herhalde.

 Çaysız yaşayamayacağımdan dolayı direkt çaydanlığın nerede olduğuna baktım ve hemen bizim masamızla bayan arkadaşların masalarının ortasına koyulmuş koca bir kazan gördüm. ilk aklıma gelen eskiden köylerde odun veya son dönemlerde elektrikle banyo yapmak için su ısıtıcıları aklıma geldi. Eskiden bizim evde de vardı. Ama biz bunu çay içmek için değil banyo yapmak için kullanıyorduk. Tabi biz daha ilk günden bu kazanın bizim yol arkadaşımız olacağını, arabada her zaman bize eşlik edeceğini tahmin edememiştik.


Çayı almak istedim ama demlenmiş çay yoktu. Birde ne göreyim. Sallama çaylar. Bu sallama çaylarını sallamak isterdim ama çaysız yapamayacağımdan dolayı sallamayı sallaya sallaya aldım ve masama oturdum. Muhabbetle kahvaltımızı yaptık ve yukarıya çıktık. İlk günde ders yapan bizi sınava tutan hocalarımız bugün boş duracak değillerdi ya!. 


Kahvaltıdan sonra direkt derse gittik. İlk dersimizi Eris hocayla yaptık. Öğleden önce iki ders yaptık ve ikisi de çok güzel geçmişti. Öğleden sonra saat dörtte başka bir dersimizin daha olacağını söylediler. Ders çıkışı öğlen yemeğini yemek için aşağıya indik. İnerken güzel kokuların çok rahat olabiliyorduk. İnişimiz ile daha sonra İran'la özdeşleştireceğimiz kebapları görmek bir oldu. Yemek gayet güzel bir şekilde hazırlanmış ve sunulmuştu. Yemeğimizi yedik ve biraz çalışmak için yukarı çıktık. Biraz çalıştıktan sonra saat dörde kadar dinlendik. Bu tarz daha sonra bizim alışkanlığımız haline geldi. 


Saat dörtte derse girdik ve dersler bütün güzelliğiyle devam ediyordu. Aklımıza gelen "Ya bu İranlılarda zaman kavramı yok. Dersler siz gittikten sonra birkaç güne başlar"  düşüncelerini dışa vurduk ve böyle olmadığını hep beraber ikrar ettik. Bize denilenin tam aksini görmek hoşumuza gitmişti ve bu bize yeni muammaların olabileceği sinyallerini vermişti.



Ders çıkışı Gorgan'ın biraz uzakta olan "ziyaret köyü"ne gittik. Burada İmam Musa el-Kazım'ın torunlarından Abdullah'ın türbesi vardı. İmamzade türbelerinin bizim karargahlarımız olacağını ilk ziyarette tahmin edememiştik.  Burası etrafı koca koca dağlarla çevrili bir dağ köyü idi. Rakımı yüksek olduğu için geceleri çok soğuk oluyormuş. Yorgansız uyulmaması gerekiyormuş. Etrafı dolaşıyor ve Cebbari hocanın ilk heyecanından olsa gerek gördüğü her bitkinin ismini bize söylüyordu. Kendi dilimde bile ismini bilmediğin bitkileri bana sayıyordu. İlk iki dakika aklımdaydı ama daha sonra uçup gidiyordu. 



Etrafta dolaşırken bir duvarın yanında oturmuş maydanoz, salatalık satan yaşlı bir amcayla karşılaştık ve onunla muhabbet etmek istedim. Sattığı bütün sebzelerin ismini sorduktan sonra bize bir şiir okumak istediğini ve kameraya almamı istedi. Bende dediğini yaptım. Şiir erkeğin kadına olan sevgisini ve kadının onu mahvetmesini anlatıyordu. Gezi esnasında çok bağrışma seslerini duyduk ve sesin geldiği yöne doğru gittik. Dağın hemen eteğinden akan sıcak suyun üzerinde bir tarafı bayanlara diğeri erkeklere olmak üzere iki büyük havuz yapmışlardı. İçine girdik ve büyük küçük herkesin orada yüzdüğünü gördük.      

Daha sonra yurda dönmek için yola koyulduk. Yolda ufak bir çayın ardına kurulmuş beş yıldızlı diyebileceğimiz büyük bir otel gördük. Otel müdürü bizi kapıda karşıladı ve çardaklardan kurdukları çok güzel kafeteryasına davet etti. Bizler de çardaklara kurulduk ve mis kokulu çayın gelmesini bekledik. Kısa bir süre sonra çay ve yanında nebat dedikleri sarı renkli bir şekerleme getirdiler. Çaylarımızı içtik ve müdürle otelin önünde fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam ettik. Bize gösterilen bu hürmetin ve muhabbettin kaynağını hala çözememiştik. Herkes kendince bir yorum yapıyordu.

Akşam namazımızı kıldıktan sonra hep beraber akşam yemeğine indik. Yemek yerken daha sonra A'dan Z'ye aklımıza gelen bütün konuları tartışmaya başlayacağımız ortamı oluşturmaya başlamıştık bile. Yemekten sonra yorgun bir şekilde yukarıya dinlenmeye ve çalışmaya çıktık. Saat üçe kadar hem muhabbet ettik hem de ilk günlerin heyecanıyla çok iyi çalışmaya başladık. Dördümüz aynı masanın etrafında oturuyor ve çalışıyorduk. Anlayamadığımız yerleri birbirimize soruyor ve yeni bir kelime veya ibareyi öğrendiğimizde onu diğer arkadaşlarımızla paylaşıyorduk. Ve saatler böyle ilerlemeye devam etti.


Saat üçte sahur için hep beraber aşağıya indik. İran'da ilk sahurumuzdu bu. Yemeğimizi yedik ve yatmak için yukarı çıktık. Biraz bekledikten sonra sabah namazını kılıp yorgun bir şekilde yataklarımıza fırladık. Yarın bakalım ne olmuş!!!

İran'dan Selam ve Duayla...!!!    



       

              

   

4 Ağustos 2013 Pazar

İRAN YOLCULUĞU(3)

Sabah namazımızı kılıp Gorgan'a doğru çok özel ve güzel bir otobüsle yola koyulduk. Tabî İran'a varınca saatlerin çok farklı olduğunu gördük. Saatlerimizi bir buçuk saat ileriye almak zorunda kaldık. 

İran'a dair ilk izlenimlerimiz gayet olumluydu. Hele bizi karşılamaya gelen sıcak kanlı insanlarla iletişimimizi pekiştirdikten sonra bu izlenimlerimiz daha da pekişmişti. 

Yaklaşık dört saat yol aldıktan sonra yolun kenarında kahvaltı için mola verdik. Yolda bize kimlerinin ne yemek istediği soruldu ve bize ya omlet ya da bal kaymaktan birini seçmemiz istendi. Çoğunluk omlet istemişti ve gayet güzel yapılmıştı.

Yemeğimizi yedikten sonra yol kenarında yeşillikler arasında oturup karşımızda bizi selamlayan koca ormanlık dağlara bakmaya koyulduk. Öylece muhabbetin içine dalmışken arkadan bizi çağırma seslerini duyduk. Aram aram kalktık ve arabaya doğru gittik. 

Yolda birçok fotoğraf çektim. Bunların çoğu yolun her iki tarafını saran pirinç tarlaları ve koca koca dağlardı. Pirinç demişken şöyle bir karşılaştırmayı yapamadan geçemeyeceğim. Türkiye'nin doğusunda ekmek neyse burada pirinç odur. 

Yemeğimizi yedik ve Gorgan'a doğru yola koyulduk. Yolda her durduğumuz yerde bizim fotoğrafları ve videolarımızı çekiyorlardı. Herkesin içinden eminim neden bu kadar bizi çekiyorlar düşüncesi geçmiştir. Attığımız her adım adeta kayıt altına alınıyordu. Ve belliydi ki bazı arkadaşalr bundan rahatsız olmuştu. Ama daha sonra öğrendik ki bunları programın sonunda hepimize birer hatıra olarak vereceklermiş. 


Belli bir süre yol aldıktan sonra çay ikramı oldu. Herkes dört gözle şeker ve kaşık bekliyordu. Ama daha sonra anladık ki, İran'da toz şeker kullanılmıyor. Onlar toz şeker yerine "Kand" dedikleri kıtlama şekeri kullanıyorlar. Herkes bir kıtlama şekeri aldı. Ancak herkesin zihninde bunu nasıl kullanacağız sorusu gidip geliyordu. Farklı yerlerden farklı kullanım yöntemlerini işittik. Bende ya bu Erzurumların yaptığını bizde yapalım ne olacak dedim. Dedim ama demez olaydım. Kandı dilimin altına koydum ve ilk yudumu almak için çayı ağzıma götürdüm. Yudumlamamla arabanın sallanması bir oldu ve ağzım anlatamayacağım kadar yandı. O anda bir daha burada şeker kullanmayacağıma yemin ettim. Her ne kadar daha sonra toz şeker ile de karşılaşsam da yeminimi tutup şekeri çay hayatımdan çıkardım.  


Öğleden sonra Gorgan'a vardık. Gorgan çok büyük olmamakla beraber fazla fena sayılmaz. Şehrin girişinde şehrin logosunu oluşturan modern bir burç vardı. Ona "Burc-i Gorhan" deniliyordu. Ondan beş dakika uzaklığındaki yurda vardık. Yurt dört katlı yeni yapılmış bir binaydı. En üst katına bayan arkadaşlar yerleşirken bir alt kata biz erkekler yerleştik. Ders işlediğimiz sınıflardan biri bizim dairenin hemen karşısında iken diğer sınıf bayan arkadaşların dairelerinin karşısındaydı.


Bayan arkadaşların çantalarını yukarı kata çıkardıktan sonra kendi çantalarımızı alıp kendi odalarımıza geçtik. Ben, Halil, Hasan ve Musa bir daireye geçtik. Yan daireye ise İst Edebiyattan Mustafa Abi, Sedat, Ömer ve Abdüssamet geçmişti. Dairemiz büyük bir salon ve iki orta büyüklükteki odadan oluşuyordu. Hepimiz salondaki ranzalarımızı belirledik ve dinlenmek i
çin uzanmaya çalıştık. ilk önce etrafa incelemeye, kolaçan etmeye başladık. Dairemiz amerikan tipi olduğu için mutfakta ne var ne yok diye dolabı ve rafları incelemeye koyulduk. Çok hoş ve şirin bir mutfağımız, son moderl samsung bir plazma televizyonumuz ve egzozu bozuk araba gibi ses çıkartan duvara girişmeli bir klimamız vardı. Klimayı çalıştırırken çıkardığı sesten korkup kapatıp tekrar açmıştık. 


Biraz dinlendikten sonra hepimizi aşağıya çağırdılar. ilk önce ufak bir sınava tabi tuttular. Daha sonra açılış programı için el-Mustafa Üniversitesine gideceğimizi söylediler. Sınavdan sonra hep beraber üniversiteye gittik. Üniversite fazla büyük olmamakla beraber güzel bir üniversiteydi. Dışarısı tamamen İran tezyin sanatının bir göstergesiydi. Her köşesi işlenmiş ve rengareng bir yapıya bürünmüştü. Bizi oranın en önde gelen dekanları ve büyük hocaları karşılamıştı. Kum'dan ve Tahran'dan bizim açılış programına katılmışlardı. Güzel bir açılış programını icra ettikten sonra rektör ve dekanlarla yurtta akşam yemeğini yemeğe gittik. İlk akşam yemeğimiz çok güzel bir kebap ve pilavdı. Yemeğimizi yedik ve yol yorgunluğunu üzerimizden atmak için odalarımıza çekildik. O akşam arkadaşlarla uzun bir muhabbetten sonra dinlenmeye koyulduk ve güzel bir uyku çektik.

İran'dan Selam ve Duayla...            

    

1 Ağustos 2013 Perşembe

İRAN YOLCULUĞU(2)

Saat 00:45 İran'da doğru yolculuğumuz uçağın havalanmasıyla başladı. Etrafımızdaki İranlılara bakıyor ve onları kırık Farsçamla anlamaya çalışıyordum. Ben karakter itibariyle biraz girişken olduğum için hava alanında bile bazılarını görüp konuşmaya çalışıyordum. Uçakta daha sonra güzel anları beraber yaşayacağımız Musa, Hasan ve ben yan yana oturmuştuk. Biraz önümüzde Halil oturuyor ve bir ön koltukta da beraber yola çıktığımız bayan arkadaşlar oturuyordu. Onların karşısında İstanbul Edebiyattan gelen bayan arkadaşlar otururken bizim yan tarafımızda İst Edebiyattan gelen erkek arkadaşlar oturuyordu. 

İnsanoğlu tanımadığı kişilere karşı her zaman tedbirli davranmaya çalışmıştır. Bizde ilk önce diğer arkadaşlara karşı biraz mesafeli durduk ve birbirimizi anlamaya çalıştık. Birbirimizi tanıdıkça zihnimizdeki bütün ön izlenimler silinmeye veya düzelmeye başlamıştı. Daha sonra beraber çok güzel anları birlikte yaşamaya başladık ve farklı dünyaların varlığını beraber idrak ettik.


Sabah saat 04:00 civarı Tahran İmam Humeyni hava alanına indik. Uçak yere inince etrafımızdaki açık bayanların başlarının üzerine ufak yazma türünde bir başörtüsü veya şal attıklarını izlemeye başladım. Daha sonra ilerden "İran'da kapanmak kanundur ve herkesin buna uyması gerekir" sesini duyunca etrafımdaki bütün hareketler ve davranışlar anlam kazanmaya başlamıştı. 

İran'a gelmeden İran hakkında yapılan haberlerden ve yanlış bilgilendirmeden dolayı birçok yanlış ve düzeltilmesi gereken düşüncelere sahiptim. Bunlardan bir tanesi de İran'ın bir çöl ülkesi olmasıydı. Ayağımız toprakla bir olduğunda yüzümüze çok serin ve güzel bir saba rüzgarı vurmuştu. İçimden hani uçaktan çıkınca geri dönesim gelecekti sesini duyar gibi olmuştum.


Daha sonra otobüse binip hava alanının içine doğru yol aldık. Etrafımda birçok İranlı vardı. Hepsini tek tek baştan süzüyor ve etrafımdaki konuşmalara kulak kabartıyordum. Yanımdaki iki gencin konuşmasını ve filmler hakkındaki konuşmalarını anlayınca çok sevinmiş ve yeni bir dilli yavaştan öğrenmenin huzurunu tatmıştım. 

Hava alanının içine girince sol tarafta İran asıllı olanların pasaport kontrolleri yapılırken sağ tarafta yabancıların Pasaport kontrolleri yapılıyordu. Ben İrana girince saatlerce Pasaport kuyruğunda bekleyeceğimi ve kimlik kontrollerinin çok fazla yapılacağını düşünüyordum. Nitekim bunu Ürdün'e giderken yaşamıştım. Orada parmak, göz izlerini almış, nereye gideceğimiz, adresimiz, niçin geldiğimiz teker teker sorulmuştu. Oysa İran'da bunların hiçbirin görmedim. Pasaport kontrol görevlisi yüzüme bile bakmadan Pasaportumu mühürlemiş ve oradan geçmiştim. 

Pasaport kuyruğunda beklerken yanımızdaki televizyonu ve İmam Humeyni'nin fotoğrafları çok dikkatimi çekmişti. Pasaporttan sonra aşağıya çantalarımızı almaya doğru gidiyordum ve etrafımdaki her bir harekete odaklanıyor ve ona bir anlam vermeye çalışıyordum. Aşağıya inince çantalarımızın çoktan geldiğini gördüm ve biran evvel çantamı almaya çalıştım. Hatta bir arkadaşımız çantasını son anda başka birinin elinden kurtarmıştı. Adam kendi çantasıyla karıştırmış ve Sedat arkadaşımızın çantasını almıştı. Özür ifadelerinden sonra herkes yola koyulmuştu. 

Bizlerde çantalarımızı alıp çıkışa doğru yöneldik. Dış kapıda bizi bekleyen görevlilerle yani İmam Rıza-daha sonra aramızda Şirazi diye melhur oldu-ile tanıştık ve ona sabah namazını kılmadığımızı söyledik. ilk önce bizi büyük ve temiz bir lavaboya götürdü, abdestimizi aldık ve hava alanının mescidinde sabah namazımızı kıldık. 

Mescitte bizim doğu camilerinde olduğu gibi herkes uzanmış ve dinleniyordu. Bizde namazımızı eda ettikten sonra dışarı çıktık. Bize çok lüks bir otobüs ayarlanmış ve çantalarımız otobüse yerleştirilmişti. Bizlerde Hep beraber otobüse bindik ve Tahran'dan sekiz saat uzaklığındaki Gorgan'a doğru yol almıştık. Gorgan bizim çok yakından bildiğimiz Cürcan'ın ta kendisidir.

İran'dan Selam ve Duayla....                  


31 Temmuz 2013 Çarşamba

                        İRAN YOLCULUĞU(1)

İnsanoğlu yaratılış itibariyle birbirinden çok farklı olduğu için farklı kültür ve medeniyetleri ortaya koyabilmiştir. Şayet tek bir millet ve tek bir düşünce sistemine sahip olsaydı bütün bu güzel farklılıkları medeniyetin nişanesi olarak ortaya koyamazdı. İnsanın bu güzel dürtülerin ortaya koyduğu medeniyetleri görüp incelemenin en güzel yolu yolculuk olsa gerek!!

Ben de bu güzel medeniyetleri gidip yerinde görmeyi çok seven biri olarak bu yaz köklü bir medeniyet olan İran medeniyetini yakından tanıma fırsatını elde ettim. 

Bu fırsatı bize sunan bizim Üniversitemiz ve İran Konsolosluğu olduğundan dolayı  hiçbir sıkıntı ve zorlukla karşılaşmadan İran'a gelebildik. İran'a gelebilme fırsatını bir yıl devam eden ve okulumuz ile konsolosluğun ortaklaşa düzenlediği Farsça kursuna katıldığım için elde edebildim. Bu fırsatı bize sundukları için hepsine çok teşekkür ederim.

Finallerden önce gideceğimiz kesinleşmişti ve ona göre kendimizi hazırlamamız istenmişti. Temmuzun yedisinde İran yolcusuyduk. Bizde ona göre sınavlardan sonra bir muamma olan İran hakkında ufakta olsa bir okuma yaptık. Bu okuma daha yakından göreceğimiz bir medeniyetin tarihi serüvenini ve değişim ile kırılmalarını görebilmek ve bunları orada çözümleyebilmek için bir bakış açısını sağlamıştı. 

Bir ülkeden başka bir ülkeye gitmek elbette belli başlı sıkıntıları da yanında getirir. Kendi ülkende görebildiğin, yaşayabildiğin birçok güzelliği yaşayamaz ve onlardan mahrum kalabilirsin. Birçok sevdiğin kişiden uzak kalabilir ve onların özlemleriyle yanıp tutuşabilirsin. Ama unutmamak gerekir ki bütün bu özlemlerin içinde bir güzellik ve tecdid vardır. Bunlar İnsanı ayakta tutan temel dürtülerin başında geldiği de malumdur.

Biz iki grup olarak yola çıktık. Bir grup bizim Marmara İlahiyattan iken diğer grup İstanbul Fars dili ve Edebiyatı bölümünden gelen arkadaşlardan oluşmaktaydı.

Artık her yerde görmeye alışık olduğumuz kızların daha fazla olmasını burada da gördük ve yaşadık. Biz her iki grubun erkekleri sekiz kişi iken kızlar on altı kişiydiler. 

Temmuzun  yedisine Ali Köse hocamız bizim biletlerimizi almıştı ve bize gideceğimiz günün gecesinde hava alanına gitmek için araba ayarlamıştı. Biz de saat sekiz civarı okulun bahçesinde toplanıp hep beraber hava alanına doğru yol almıştık. 

Yolda herkesin aklında birbirini yiyen birçok düşünce ve soru vardı. Nasıl olacaktı?, Neyle karşılaşacaktık?.....vb. Bütün bu düşünce ve sorularla hava alanına vardık. İşlemlerimizi hallettikten sonra bekleme salonuna geçtik. Uçağımız saat 23:20 kalkması planlanmış biz de arayacağımız ve hayır dualarını alacağımız kişileri aramayı ona göre ayarlamıştık. Saatler ilerledikçe içimizi kemiren soru ve düşünceler şahlanmıştı. Ama uçağın bir buçuk saat ertelendiğini bildiren anonsu duyunca farklı bir duygu dünyasına doğru yol aldık.

Saat 00:45 uçağa bindik ve Tahrana İran'ın başkentine doğru yol almıştık.  Arkamızda birçok güzel anları ve duyguları bırakmıştık. Herkesin yüzü havalanma sevinci ve arkasında bıraktıkların özlemini ifade eden yüz ifadeleri ile doluydu. Yüzlerimiz farklı iki duyguyu aynı anda yaşamış ve yaşatmıştı.

İran'dan Selam ve Duayla...    





  

12 Şubat 2013 Salı

Armutlu(2)

Armutlu yazımıza bira sert girdik herhalde çünkü bazılarımız armutlunun özelliklerini bilmiyor. Buraya gelmeden önce bunlardan biri de bendim.

Armutlu Müslümanların ya da dini hassasiyeti daha fazla olanların tatil yeri. Çünkü burada kadınların geneli kapalı ve çarşaflı olmakla beraber başı açık olanlar da hiç  yok değil. 

Erkeklerde geneli namazında niyazında kişiler bunu cami cemaatında rahatlı görebiliyoruz.

Şimdi diğer zikre değer anılarımızı anmaya başlayalım;

Mesela bugün Emced hoca, Halil, Nasrullah hoca, Münzir hoca ile hep beraber atvelere binip güzel bir tur attık. Ama bizi en fazla güldüren Nasrallah hocanın yanında geçen hızlı arkadaştan korkması ve frene basacağına gaza basıp çitlere dalması oldu. Hep beraber başladık gülmeye:) 

Gezi turumuzda güzel kareleri çektim ve en güzeli de hep beraber olmamız oldu. Daha önce binenimiz yoktu atevelere ama işi  güzel götürdük. Daha sonra geldik ve bizim İsar'ın hocalarıyla beraber diğer gurup gitti. Bizde o sırada iki ekmek bir simit alıp Emced hoca, Nasrullah hoca, Münzir hoca ve Sami ile beraber martılara yem vermeye gittik. Tabi simiti ben ekmeği onlar yedi. Ama Emced hocamızın çok hoşuna gitmişti ve hoşnutluğu yüzünden belli oluyordu.

Bütün bunları bir yandan yaparken bir yandan yarın Bursa gezisi için bir şeyler yapmayı planlıyorduk. Emced hocamız İbn Hacer el-Heyteminin bir eserinde Bursa'dan bahsedildiğini ve ziyaret etmek istediğini ifade ediyordu. Bende onlarla bulunmak için gitmeye karar verdim. Ama ne yazık ki, gitmeye niyetlenen diğer elemanlar vazgeçmişlerdi ve bundan dolayı tur iptal oldu. 

Tabi bütün bunların yanında Emced Hocamızın maçını da unutmamak gerekir. Emced hocamızın maçla pek arası olmamakla beraber maçı baya sevdi ki, ona her maça gidişimizi söylediğimizde bizimle gelir ve birçok kişinin pes etmesine karşın o maçı sonuna kadar götürüyordu. 

İlk gün Ahmet Sanober hocamızda gelmişti maça ilk önce ben hiç oynayamaz diye bakıyordum ona. Ama bir baktım ki baya yanılmışım bu zannımda çünkü kendisi artık maçın yıldızı oldu.

  Burada çok güzel vakit geçirdik. Allah İsar kurumunun bütün elemanlarından razu olsun makamlarını cennet eylesin(amin)  
  

      

Armutlu Tatil Köyü'nden Anektodlar 

Pazar günü İsar'ın düzenlemiş olduğu Armutlu Tatil Köyüne geldik. Tabi gelmeden önce güzel bir macera yaşadım ancak burada yolculuğumuzdan ve geçirdiğimiz güzel dakikalardan ve hocalarımızın sohbetlerinden bahsetmek istiyorum.

Saat 17:15'te Bostancı'dan Yeni kapıya oradan da Armutluya doğru yola koyulduk. Yolculuğumuz Ürdün'de de güzel anları paylaştığımız ve hala aramızda güzel bir hukuku yaşattığımız İbrahim, evimizin yakışıklısı ve artisti Ali, evimize yeni gelen Muhdi  abimiz ve hocamız, Yusuf abi ve diğer bazı arkadaşlarla başladık. 

Tabi Ali'nin geminin içinde çekirdek çıtlatmasını, bazı arkadaşların pes oynamasını ve filim izlemelerini zikretmeden geçemeyeceğim.
  
Armutluya vardıktan sonra Ubeydullah'ın nezaretinde evlere geçtik dinlenmeye başladık.  Tabi ilk işimiz yarın ders seçimleri olduğu için internet bağlantısını kurmak oldu.

Daha sonra ev arkadaşlarımızla beraber alışverişe çıktık ve zaruri malzemelerimiz aldık. Tabi patates ve yumurta bizim en zaruri malzememiz olacaktı.
Eve vardıktan sonra maymun iştahlılık yapıp direkt havuza gittik. Tabi orada yeni tanıştığımız arkadaşlarla bağımız gelişti ve güzel kareleri oluşturduk.
 Gece geç saatte eve vardık ve o gece güzelce dinlendik ve sabah namazını kıldıktan sonra tek başıma sahilde dolaşmaya gittim. 
Denizden gelen güzel bir meltem ve yeşillik kokusu beni etkiledi ve güzel hayallere dalmaya başladım.

Daha sonra eve vardım ve meşhur patates yemeğimi yapmaya koyuldum. Arkadaşlarla güzel bir kahvaltı yaptık ve daha da kaynaştık. Her bizimiz farklı Üniversitelerde, farkı zihinsel yapıdaydı. Ama aramızda güzel bir bağ, İslam bağı vardı.

Gün içerisinde maç yaptık, güzel anları paylaştık. Ama benim için en önemlisi Ürdün'de çok sevdiğim ve kendisini orada tanıdığım Emced Reşid'in olmasıydı. Kendisi Ürdün İslami İlimler Üniversitesinde hoca olup çok güzel bir üslubu var. Ayrıca Ürdün'de fıkıhta önde gelen alimleri sayın denildiğinde kendisi bana göre ilk sayılacak kişidir. Tabi mezhepte şafi olması ayrı bir güzellik.

Emced hocamız bize güzel bir sohbet yaptı ve sohbetinin bel kemiğini  alimlerin  konumları, özellikleri ve onlara hizmetin getireceği bereket üzerine oldu.

Beni en fazla alimlerin üç temel özelliği olan hikmet, amel ve tebliğ ile onlara hizmet etkiledi. Bundan böyle alimlere hizmet benim önemli bir görevim olmalıydı. Bundan dolayı onlar nerede ben orada olmalıydım. 

Bu sayede onlarla farklı etkinliklerde bulunduk ve güzel sohbetler yaptık. 
Bu gün öğle maşuk hocamızın güzel sohbetini dinledik ve güzel bir şekilde istifade ettik. Söyledikleri bizler için güzel bir hatırlatma idi.

Bu akşam ise Recep hocamızın sohbetini dinledik ve bize osmanlı ve cumhuriyet ideolojisini, kopan veya zayıflatılan alimler silsilesini, fıkıh ile sosyolojinin mezc çalışmalarını ve bunların başarısızlıklarını anlattı. 

Şimdilik bu kadar ama inş devamı gelecek. Güzellik tafsilatlarda gizli:)        

           

2 Şubat 2013 Cumartesi

KÜLTÜR

Günlük hayatımızda kullandığımız öyle kelime ve kavramlar var ki bunların arka planını hiç düşünmüyoruz, düşünmek aklımıza bile gelmiyor.

Suheyb hocamızla Cemil Meriç'in kültürden irfana adlı eserini okuduk ve değerlendirmesini yaptık. Bu değerlendirmeden birkaç notu sizinle paylaşmak istiyorum.

Kültür dilimizde Namık Kemal tarafından kullanılan "Hars" ile ifade edilmişti. Dönemin yazarlarınca ilk önce garipsense de daha sonra kabul görülmüş ve kullanılmıştır.

Ancak bu kelimenin arka planında şöyle bir anlayış yatmaktadır: "Hars" toprağı ekmek, geliştirmek manasına gelmekte.
Yani insanlar ilk ortaya çıktığı dönemlerde hep hayvancılıkla uğraşmışlar, daha sonra insanalar tarımı keşfettiler ve yerleşik hayata geçtiler.

Yerleşik hayata geçtikten sonra her şeyi kendileri üretti ve geliştirdi. Yerleşik hayat beraberliği, beraberlik iş bölümünü, iş bölümü devleti zorunlu kıldı.

Bununla beraber devlet söylemler geliştirdi, söylemler kurumları ve bunlarla beraber örf-adet ve dinler gelişti. 

Yani her şey insanın bir ürünüdür. Din de insanın ortaya koyduğu  ve zaman içinde geliştirdiği bir kurumdur. İnsan aklı her şeye yeter ve tanrıya ihtiyacı yoktur demektir.

Daha sonra yüksek kültür ve popüler kültür ayrımını yaptık. Yüksek kültür daha elit tabakaya hitap eden herkesin elde edemeyeceği makam, davranış ve düşünceyi ifade eder. Buna sanat müziğini dinlemeyi örnek olarak verebiliriz.

Popüler kültür ise, halkın çoğunluğuna hitap eden ve üst kültüre göre daha aşağı bir kültürü ifade etmektedir.

Popülerin kelime manası zaten geneldir.

Ancak şöyle bir tehlike vardır: Popüler kültür günümüzde kapitalizmin etkisi ve desteğiyle üst kültüre ait özellikleri popüler kültüre indirgemekte ve bir meta olarak kullanmaktadır.

Buna örnek olarak mağazalarda Beethoven müziğinin dinletilmesi ve daha fazla alışveriş yapılmasını sağlanmasıdır. Yani üst kültürün dinlediği müzik burada kapitalizmin bir metası olmuştur. Dinleyenlerin çoğu da bunun farkında değiller. 

Ancak günlük dilde kullandığımız kültür kelimesinin böyle bir arka planı yoktur. Bu arka planı genellikle akademik dilde görüyoruz. Bizlerde akademik dilde buna dikkat etmeli ve bunun yerine  İbn Haldun'un "Umran" kelimesini kullanmalıyız. 

selam ve duayla
   
        
  


31 Ocak 2013 Perşembe

KAVRAMLAR 

İnsanoğlunun düşünen bir varlık olduğu ve onu diğer canlılardan ayıran en temel özelliği düşünmesi olduğu vurgusu her daim yapılmış ve yapılacaktır.......

Peki düşünme denilen faaliyet  üzerine bir düşünme gerçekleştirebiliyor muyuz?... veya gerçekleştirilmiş midir? 

Düşünceyi bile tarif edemiyoruz aslında......Evet düşünce varlığın ifadesi olarak zikredilmiş ama bunun nasıl gerçekleştiği ve hangi aşamalardan geçtiğini bizden kaç kişi biliyor?.......

İnsanın düşünmesi kavramlar üzerinden gerçekleşir ve kavram hazinesi geniş olanın, düşünce perspektifi de geniş olur.......

Düşünme kendini kavramlarda gösterir.......Peki kavramları ne kadar anlıyoruz veya anlayabiliyor muyuz? 

Cemil Meriç Kültürden irfana adlı kitabının başında "Kültür Batı düşünce sefaletini belgeleyen kelimelerden biridir" der. Böyle bir savı ortaya atmasının temel nedeni kültürün sınırlarının çizilememiş olması ve onu hakkıyla karşılayacak bir kelimenin bulunamayışıdır.

Şayet bu kültür kavramı üzerinde elle tutulur efradını câmi ağyarını mani' bir tanım yapılmış olsaydı bu savı ortaya atmazdı.

Kavramlar üzerinde bir ittifak olunmadığı sürece hep çatışma alevlenecek ve bu alev bazılarını ve hepimizi yakmaya doğru sürüklenecek.......

Şayet "laiklik" gibi bir kavram üzerinde taraflar mefhum birliğine ulaşırlarsa yolun sonuna varmışlar demektir. Çünkü çözüm mefhumda yatmaktadır......

Günlük dilde kullandığımız bir çok kavramın aslında "tarifini yap!" denildiği zaman yapamayız.... Belki de bunun sebebi bu kavramların birer boş gösteren olmasıdır.  
 Örneğin; demokrasi, kültür, kimlik......gibi

İsmail Kara hocamız düşüncenin kırılma noktalarını kavramların mefhum değişikliğine ve bunların ilim dalı içindeki hiyerarşisine bakarak haritasını çıkarabileceğimizi hep ifade eder ve bizzat bunu yapardı.

Bundan dolayı ağzımızda sakızlaştırdığımız ve manasını çok iyi biliyormuşuz havasına girdiğimiz kavramlara dikkat edelim ve bilinçli kullanalım.......

Şayet kendisine bir kavramdan ne kast edildiği sorulduğunda verilen cevap "hangi ilim dalına göre" diye olursa, bu cevap kişinin bilgi düzeyini ortaya koymak için yeterlidir.....
  
Selam ve duayla............