1 Ağustos 2013 Perşembe

İRAN YOLCULUĞU(2)

Saat 00:45 İran'da doğru yolculuğumuz uçağın havalanmasıyla başladı. Etrafımızdaki İranlılara bakıyor ve onları kırık Farsçamla anlamaya çalışıyordum. Ben karakter itibariyle biraz girişken olduğum için hava alanında bile bazılarını görüp konuşmaya çalışıyordum. Uçakta daha sonra güzel anları beraber yaşayacağımız Musa, Hasan ve ben yan yana oturmuştuk. Biraz önümüzde Halil oturuyor ve bir ön koltukta da beraber yola çıktığımız bayan arkadaşlar oturuyordu. Onların karşısında İstanbul Edebiyattan gelen bayan arkadaşlar otururken bizim yan tarafımızda İst Edebiyattan gelen erkek arkadaşlar oturuyordu. 

İnsanoğlu tanımadığı kişilere karşı her zaman tedbirli davranmaya çalışmıştır. Bizde ilk önce diğer arkadaşlara karşı biraz mesafeli durduk ve birbirimizi anlamaya çalıştık. Birbirimizi tanıdıkça zihnimizdeki bütün ön izlenimler silinmeye veya düzelmeye başlamıştı. Daha sonra beraber çok güzel anları birlikte yaşamaya başladık ve farklı dünyaların varlığını beraber idrak ettik.


Sabah saat 04:00 civarı Tahran İmam Humeyni hava alanına indik. Uçak yere inince etrafımızdaki açık bayanların başlarının üzerine ufak yazma türünde bir başörtüsü veya şal attıklarını izlemeye başladım. Daha sonra ilerden "İran'da kapanmak kanundur ve herkesin buna uyması gerekir" sesini duyunca etrafımdaki bütün hareketler ve davranışlar anlam kazanmaya başlamıştı. 

İran'a gelmeden İran hakkında yapılan haberlerden ve yanlış bilgilendirmeden dolayı birçok yanlış ve düzeltilmesi gereken düşüncelere sahiptim. Bunlardan bir tanesi de İran'ın bir çöl ülkesi olmasıydı. Ayağımız toprakla bir olduğunda yüzümüze çok serin ve güzel bir saba rüzgarı vurmuştu. İçimden hani uçaktan çıkınca geri dönesim gelecekti sesini duyar gibi olmuştum.


Daha sonra otobüse binip hava alanının içine doğru yol aldık. Etrafımda birçok İranlı vardı. Hepsini tek tek baştan süzüyor ve etrafımdaki konuşmalara kulak kabartıyordum. Yanımdaki iki gencin konuşmasını ve filmler hakkındaki konuşmalarını anlayınca çok sevinmiş ve yeni bir dilli yavaştan öğrenmenin huzurunu tatmıştım. 

Hava alanının içine girince sol tarafta İran asıllı olanların pasaport kontrolleri yapılırken sağ tarafta yabancıların Pasaport kontrolleri yapılıyordu. Ben İrana girince saatlerce Pasaport kuyruğunda bekleyeceğimi ve kimlik kontrollerinin çok fazla yapılacağını düşünüyordum. Nitekim bunu Ürdün'e giderken yaşamıştım. Orada parmak, göz izlerini almış, nereye gideceğimiz, adresimiz, niçin geldiğimiz teker teker sorulmuştu. Oysa İran'da bunların hiçbirin görmedim. Pasaport kontrol görevlisi yüzüme bile bakmadan Pasaportumu mühürlemiş ve oradan geçmiştim. 

Pasaport kuyruğunda beklerken yanımızdaki televizyonu ve İmam Humeyni'nin fotoğrafları çok dikkatimi çekmişti. Pasaporttan sonra aşağıya çantalarımızı almaya doğru gidiyordum ve etrafımdaki her bir harekete odaklanıyor ve ona bir anlam vermeye çalışıyordum. Aşağıya inince çantalarımızın çoktan geldiğini gördüm ve biran evvel çantamı almaya çalıştım. Hatta bir arkadaşımız çantasını son anda başka birinin elinden kurtarmıştı. Adam kendi çantasıyla karıştırmış ve Sedat arkadaşımızın çantasını almıştı. Özür ifadelerinden sonra herkes yola koyulmuştu. 

Bizlerde çantalarımızı alıp çıkışa doğru yöneldik. Dış kapıda bizi bekleyen görevlilerle yani İmam Rıza-daha sonra aramızda Şirazi diye melhur oldu-ile tanıştık ve ona sabah namazını kılmadığımızı söyledik. ilk önce bizi büyük ve temiz bir lavaboya götürdü, abdestimizi aldık ve hava alanının mescidinde sabah namazımızı kıldık. 

Mescitte bizim doğu camilerinde olduğu gibi herkes uzanmış ve dinleniyordu. Bizde namazımızı eda ettikten sonra dışarı çıktık. Bize çok lüks bir otobüs ayarlanmış ve çantalarımız otobüse yerleştirilmişti. Bizlerde Hep beraber otobüse bindik ve Tahran'dan sekiz saat uzaklığındaki Gorgan'a doğru yol almıştık. Gorgan bizim çok yakından bildiğimiz Cürcan'ın ta kendisidir.

İran'dan Selam ve Duayla....                  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder