7 Ağustos 2013 Çarşamba

İRAN YOLCULUĞU(4)

Sabahın ilk ışıklarıyla yeni bir günü karşılayamasak da saat sekiz civarı uykudan uyandık. Kahvaltı için aşağıya çağrıldık. Halbuki dünyanın birçok yerinde bugün ramazanın başlangıcıydı. Bizler İran'da olduğumuz için onlara uyduk ve ramazana başlamadık. Suudi Arabasitan da bugün oruca başlamamıştı.


 Kahvaltıya indik ve uzun masalar bayan arkadaşlara tahsis edilmişken onların biraz öte tarafında bize tahsis edilen masalara oturduk. Kahvaltılarımız açık büfe tarzı olduğu için ilk önce herkes kendi tabağını alıyor ve öyle masasına geçiyordu. Kahvaltı geleneği her yerde aynı olsa gerek. Bizlerde kahvaltılık olarak peynir, recel, yumurtalarımızı aldık ve masamıza geçtik. Kahvaltıda en güzel şeylerden biri sıcak yağlı ekmek olmasıydı herhalde.

 Çaysız yaşayamayacağımdan dolayı direkt çaydanlığın nerede olduğuna baktım ve hemen bizim masamızla bayan arkadaşların masalarının ortasına koyulmuş koca bir kazan gördüm. ilk aklıma gelen eskiden köylerde odun veya son dönemlerde elektrikle banyo yapmak için su ısıtıcıları aklıma geldi. Eskiden bizim evde de vardı. Ama biz bunu çay içmek için değil banyo yapmak için kullanıyorduk. Tabi biz daha ilk günden bu kazanın bizim yol arkadaşımız olacağını, arabada her zaman bize eşlik edeceğini tahmin edememiştik.


Çayı almak istedim ama demlenmiş çay yoktu. Birde ne göreyim. Sallama çaylar. Bu sallama çaylarını sallamak isterdim ama çaysız yapamayacağımdan dolayı sallamayı sallaya sallaya aldım ve masama oturdum. Muhabbetle kahvaltımızı yaptık ve yukarıya çıktık. İlk günde ders yapan bizi sınava tutan hocalarımız bugün boş duracak değillerdi ya!. 


Kahvaltıdan sonra direkt derse gittik. İlk dersimizi Eris hocayla yaptık. Öğleden önce iki ders yaptık ve ikisi de çok güzel geçmişti. Öğleden sonra saat dörtte başka bir dersimizin daha olacağını söylediler. Ders çıkışı öğlen yemeğini yemek için aşağıya indik. İnerken güzel kokuların çok rahat olabiliyorduk. İnişimiz ile daha sonra İran'la özdeşleştireceğimiz kebapları görmek bir oldu. Yemek gayet güzel bir şekilde hazırlanmış ve sunulmuştu. Yemeğimizi yedik ve biraz çalışmak için yukarı çıktık. Biraz çalıştıktan sonra saat dörde kadar dinlendik. Bu tarz daha sonra bizim alışkanlığımız haline geldi. 


Saat dörtte derse girdik ve dersler bütün güzelliğiyle devam ediyordu. Aklımıza gelen "Ya bu İranlılarda zaman kavramı yok. Dersler siz gittikten sonra birkaç güne başlar"  düşüncelerini dışa vurduk ve böyle olmadığını hep beraber ikrar ettik. Bize denilenin tam aksini görmek hoşumuza gitmişti ve bu bize yeni muammaların olabileceği sinyallerini vermişti.



Ders çıkışı Gorgan'ın biraz uzakta olan "ziyaret köyü"ne gittik. Burada İmam Musa el-Kazım'ın torunlarından Abdullah'ın türbesi vardı. İmamzade türbelerinin bizim karargahlarımız olacağını ilk ziyarette tahmin edememiştik.  Burası etrafı koca koca dağlarla çevrili bir dağ köyü idi. Rakımı yüksek olduğu için geceleri çok soğuk oluyormuş. Yorgansız uyulmaması gerekiyormuş. Etrafı dolaşıyor ve Cebbari hocanın ilk heyecanından olsa gerek gördüğü her bitkinin ismini bize söylüyordu. Kendi dilimde bile ismini bilmediğin bitkileri bana sayıyordu. İlk iki dakika aklımdaydı ama daha sonra uçup gidiyordu. 



Etrafta dolaşırken bir duvarın yanında oturmuş maydanoz, salatalık satan yaşlı bir amcayla karşılaştık ve onunla muhabbet etmek istedim. Sattığı bütün sebzelerin ismini sorduktan sonra bize bir şiir okumak istediğini ve kameraya almamı istedi. Bende dediğini yaptım. Şiir erkeğin kadına olan sevgisini ve kadının onu mahvetmesini anlatıyordu. Gezi esnasında çok bağrışma seslerini duyduk ve sesin geldiği yöne doğru gittik. Dağın hemen eteğinden akan sıcak suyun üzerinde bir tarafı bayanlara diğeri erkeklere olmak üzere iki büyük havuz yapmışlardı. İçine girdik ve büyük küçük herkesin orada yüzdüğünü gördük.      

Daha sonra yurda dönmek için yola koyulduk. Yolda ufak bir çayın ardına kurulmuş beş yıldızlı diyebileceğimiz büyük bir otel gördük. Otel müdürü bizi kapıda karşıladı ve çardaklardan kurdukları çok güzel kafeteryasına davet etti. Bizler de çardaklara kurulduk ve mis kokulu çayın gelmesini bekledik. Kısa bir süre sonra çay ve yanında nebat dedikleri sarı renkli bir şekerleme getirdiler. Çaylarımızı içtik ve müdürle otelin önünde fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam ettik. Bize gösterilen bu hürmetin ve muhabbettin kaynağını hala çözememiştik. Herkes kendince bir yorum yapıyordu.

Akşam namazımızı kıldıktan sonra hep beraber akşam yemeğine indik. Yemek yerken daha sonra A'dan Z'ye aklımıza gelen bütün konuları tartışmaya başlayacağımız ortamı oluşturmaya başlamıştık bile. Yemekten sonra yorgun bir şekilde yukarıya dinlenmeye ve çalışmaya çıktık. Saat üçe kadar hem muhabbet ettik hem de ilk günlerin heyecanıyla çok iyi çalışmaya başladık. Dördümüz aynı masanın etrafında oturuyor ve çalışıyorduk. Anlayamadığımız yerleri birbirimize soruyor ve yeni bir kelime veya ibareyi öğrendiğimizde onu diğer arkadaşlarımızla paylaşıyorduk. Ve saatler böyle ilerlemeye devam etti.


Saat üçte sahur için hep beraber aşağıya indik. İran'da ilk sahurumuzdu bu. Yemeğimizi yedik ve yatmak için yukarı çıktık. Biraz bekledikten sonra sabah namazını kılıp yorgun bir şekilde yataklarımıza fırladık. Yarın bakalım ne olmuş!!!

İran'dan Selam ve Duayla...!!!    



       

              

   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder