14 Ekim 2013 Pazartesi

İRAN YOLCULUĞU(5)

Ramazanı başka bir ülkede, başka bir kültür odağında geçirmek bizim için çok önemliydi. Tabi bunun belki de en dikkat çeken yönü İran gibi kapalı bir kutu olarak görülen bir ülkede olmaktı. 


Sabah kalktığımız gibi derse yetişmeye çalışıyorduk kimimiz de öğleye kadar uykunun sefasını çıkarıyordu. ilk derslerde hepimizin üzerinde bir uyuşukluk, bir uyanmamışlık hali vardı. öğleye kadar iki ders yaptık ve öğleden sonra kayluleye yattık. 


ikindi civarı uykumuzdan uyandık ve son dersimize girdik. Tabi herkes gene uyumuş ya herkesin gözü gene mahmur. Ramazanın ilk günü olmasından dolayı dışarı çıkmamıştık derslerden sonra. Böyle bir günler silsilesi içinde gidip geldik.


Daha sonraki günlerde biz erkekler olarak evde yemek yememeye ve iftar için dışarı çıkmaya başladık. ilk günümüzde restoran-ı bazar diye küçük ama güzel bir yere gittik. 


Restoran pazar meydanında olduğu için herkes dağılmış ve o karanlık ve ürkütücü sokakta tek başımıza kalmıştık. O akşam iftarda dört çeşit kebap getirmiştiler ve bizim için hepsinin ayrı bir dadı vardı. nitekim sonraki günlerde hep bu dadı aramaya başladık ama bir türlü bulamadık. 


Ramazanda İran halkının çoğu oruç tutmakla beraber taksi şoförlerin dert yakınmaları da vardı. Gün içerisinde şehir merkezinden dönerken hep restoranları gösterir ve buradaki insanların  çoğu seferi olmayıp oruç tutmayan kimselerdir diyorlardı. 


Restoranlardan böyle bahsetmişken sakın her türlü yiyeceği rahatlıkla bulabileceğiniz restoranlar aklınıza gelmesin. Çünkü cuce ile başlayanlardan başka bir şey yok. Gittiğimiz en lüks restorana kadar hepsinden ya tavuk vardı ya da kebap.  İran halkı bunlardan başka bir şey yemiyor desem abartmış olmam herhalde. 


Biz bu şikayeti hocalarımıza söylerken hep evde onları da yapıyoruz diyorlar. Ama hiçbir zaman göremedik. Bir gün iftar yemeği için biz dört arkadaş çıktık ve en kral restoran olan 'Baba Tahire' gittik. Fiziki bakımdan gerçekten en kral yerdi diyebilirim. ilk önce bizi almama gibi bir girişimde bulundular daha sonra bizi yukarı aldılar. herkesin aklında burada çok güzel yemekler vardır diye bir düşünce vardı. Ancak menüyü gördükten sonra hepimizde bir burkuntu oluştu. ben sırf farklı olsun diye mahiçe aldım ve şansıma İran'dan yediğim en güzel yemeği almışım. 


Restoranda açık büfe salata olduğu için ve bizlerde yeşillik yemeye yemeye çıldırdığımız için salata çeşitlerine abandık. Masamızı salatalarla doldurduk. Yemeğimizi yedikten sonra sıra hesaba gelmişti. Bizlerde tamam diğerlerinden biraz fazla olacak diye düşünüyorduk ama karşımıza 200 tomanlık bir faturanın çıkacağını da hesaplayamamıştık. 


Adam bize 'kabıl ne dare' derken hepimiz içimizden vermeyip gitsek mi diye geçirdik. Ama kazık yediğimizi bile bile mecburen parayı verip çıktı. 


Artık İran'da tavuk yiye yiye bir hal olmuştuk. gittiğimiz her restorana sorduğumuz ilk soru tavuk dışında başka bir şey var mı? Böyle iki ayı geçirdik.

Şimdilik bu kadar......