7 Ağustos 2013 Çarşamba
Saat dörtte derse girdik ve dersler bütün güzelliğiyle devam ediyordu. Aklımıza gelen "Ya bu İranlılarda zaman kavramı yok. Dersler siz gittikten sonra birkaç güne başlar" düşüncelerini dışa vurduk ve böyle olmadığını hep beraber ikrar ettik. Bize denilenin tam aksini görmek hoşumuza gitmişti ve bu bize yeni muammaların olabileceği sinyallerini vermişti.
4 Ağustos 2013 Pazar
İRAN YOLCULUĞU(3)
Sabah namazımızı kılıp Gorgan'a doğru çok özel ve güzel bir otobüsle yola koyulduk. Tabî İran'a varınca saatlerin çok farklı olduğunu gördük. Saatlerimizi bir buçuk saat ileriye almak zorunda kaldık.
İran'a dair ilk izlenimlerimiz gayet olumluydu. Hele bizi karşılamaya gelen sıcak kanlı insanlarla iletişimimizi pekiştirdikten sonra bu izlenimlerimiz daha da pekişmişti.
Yaklaşık dört saat yol aldıktan sonra yolun kenarında kahvaltı için mola verdik. Yolda bize kimlerinin ne yemek istediği soruldu ve bize ya omlet ya da bal kaymaktan birini seçmemiz istendi. Çoğunluk omlet istemişti ve gayet güzel yapılmıştı.
Yemeğimizi yedikten sonra yol kenarında yeşillikler arasında oturup karşımızda bizi selamlayan koca ormanlık dağlara bakmaya koyulduk. Öylece muhabbetin içine dalmışken arkadan bizi çağırma seslerini duyduk. Aram aram kalktık ve arabaya doğru gittik.
Yolda birçok fotoğraf çektim. Bunların çoğu yolun her iki tarafını saran pirinç tarlaları ve koca koca dağlardı. Pirinç demişken şöyle bir karşılaştırmayı yapamadan geçemeyeceğim. Türkiye'nin doğusunda ekmek neyse burada pirinç odur.
Yemeğimizi yedik ve Gorgan'a doğru yola koyulduk. Yolda her durduğumuz yerde bizim fotoğrafları ve videolarımızı çekiyorlardı. Herkesin içinden eminim neden bu kadar bizi çekiyorlar düşüncesi geçmiştir. Attığımız her adım adeta kayıt altına alınıyordu. Ve belliydi ki bazı arkadaşalr bundan rahatsız olmuştu. Ama daha sonra öğrendik ki bunları programın sonunda hepimize birer hatıra olarak vereceklermiş.
Belli bir süre yol aldıktan sonra çay ikramı oldu. Herkes dört gözle şeker ve kaşık bekliyordu. Ama daha sonra anladık ki, İran'da toz şeker kullanılmıyor. Onlar toz şeker yerine "Kand" dedikleri kıtlama şekeri kullanıyorlar. Herkes bir kıtlama şekeri aldı. Ancak herkesin zihninde bunu nasıl kullanacağız sorusu gidip geliyordu. Farklı yerlerden farklı kullanım yöntemlerini işittik. Bende ya bu Erzurumların yaptığını bizde yapalım ne olacak dedim. Dedim ama demez olaydım. Kandı dilimin altına koydum ve ilk yudumu almak için çayı ağzıma götürdüm. Yudumlamamla arabanın sallanması bir oldu ve ağzım anlatamayacağım kadar yandı. O anda bir daha burada şeker kullanmayacağıma yemin ettim. Her ne kadar daha sonra toz şeker ile de karşılaşsam da yeminimi tutup şekeri çay hayatımdan çıkardım.
Öğleden sonra Gorgan'a vardık. Gorgan çok büyük olmamakla beraber fazla fena sayılmaz. Şehrin girişinde şehrin logosunu oluşturan modern bir burç vardı. Ona "Burc-i Gorhan" deniliyordu. Ondan beş dakika uzaklığındaki yurda vardık. Yurt dört katlı yeni yapılmış bir binaydı. En üst katına bayan arkadaşlar yerleşirken bir alt kata biz erkekler yerleştik. Ders işlediğimiz sınıflardan biri bizim dairenin hemen karşısında iken diğer sınıf bayan arkadaşların dairelerinin karşısındaydı.
Bayan arkadaşların çantalarını yukarı kata çıkardıktan sonra kendi çantalarımızı alıp kendi odalarımıza geçtik. Ben, Halil, Hasan ve Musa bir daireye geçtik. Yan daireye ise İst Edebiyattan Mustafa Abi, Sedat, Ömer ve Abdüssamet geçmişti. Dairemiz büyük bir salon ve iki orta büyüklükteki odadan oluşuyordu. Hepimiz salondaki ranzalarımızı belirledik ve dinlenmek i
çin uzanmaya çalıştık. ilk önce etrafa incelemeye, kolaçan etmeye başladık. Dairemiz amerikan tipi olduğu için mutfakta ne var ne yok diye dolabı ve rafları incelemeye koyulduk. Çok hoş ve şirin bir mutfağımız, son moderl samsung bir plazma televizyonumuz ve egzozu bozuk araba gibi ses çıkartan duvara girişmeli bir klimamız vardı. Klimayı çalıştırırken çıkardığı sesten korkup kapatıp tekrar açmıştık.
Biraz dinlendikten sonra hepimizi aşağıya çağırdılar. ilk önce ufak bir sınava tabi tuttular. Daha sonra açılış programı için el-Mustafa Üniversitesine gideceğimizi söylediler. Sınavdan sonra hep beraber üniversiteye gittik. Üniversite fazla büyük olmamakla beraber güzel bir üniversiteydi. Dışarısı tamamen İran tezyin sanatının bir göstergesiydi. Her köşesi işlenmiş ve rengareng bir yapıya bürünmüştü. Bizi oranın en önde gelen dekanları ve büyük hocaları karşılamıştı. Kum'dan ve Tahran'dan bizim açılış programına katılmışlardı. Güzel bir açılış programını icra ettikten sonra rektör ve dekanlarla yurtta akşam yemeğini yemeğe gittik. İlk akşam yemeğimiz çok güzel bir kebap ve pilavdı. Yemeğimizi yedik ve yol yorgunluğunu üzerimizden atmak için odalarımıza çekildik. O akşam arkadaşlarla uzun bir muhabbetten sonra dinlenmeye koyulduk ve güzel bir uyku çektik.
İran'dan Selam ve Duayla...
1 Ağustos 2013 Perşembe
İRAN YOLCULUĞU(2)
Saat 00:45 İran'da doğru yolculuğumuz uçağın havalanmasıyla başladı. Etrafımızdaki İranlılara bakıyor ve onları kırık Farsçamla anlamaya çalışıyordum. Ben karakter itibariyle biraz girişken olduğum için hava alanında bile bazılarını görüp konuşmaya çalışıyordum. Uçakta daha sonra güzel anları beraber yaşayacağımız Musa, Hasan ve ben yan yana oturmuştuk. Biraz önümüzde Halil oturuyor ve bir ön koltukta da beraber yola çıktığımız bayan arkadaşlar oturuyordu. Onların karşısında İstanbul Edebiyattan gelen bayan arkadaşlar otururken bizim yan tarafımızda İst Edebiyattan gelen erkek arkadaşlar oturuyordu.
İnsanoğlu tanımadığı kişilere karşı her zaman tedbirli davranmaya çalışmıştır. Bizde ilk önce diğer arkadaşlara karşı biraz mesafeli durduk ve birbirimizi anlamaya çalıştık. Birbirimizi tanıdıkça zihnimizdeki bütün ön izlenimler silinmeye veya düzelmeye başlamıştı. Daha sonra beraber çok güzel anları birlikte yaşamaya başladık ve farklı dünyaların varlığını beraber idrak ettik.
Sabah saat 04:00 civarı Tahran İmam Humeyni hava alanına indik. Uçak yere inince etrafımızdaki açık bayanların başlarının üzerine ufak yazma türünde bir başörtüsü veya şal attıklarını izlemeye başladım. Daha sonra ilerden "İran'da kapanmak kanundur ve herkesin buna uyması gerekir" sesini duyunca etrafımdaki bütün hareketler ve davranışlar anlam kazanmaya başlamıştı.
İran'a gelmeden İran hakkında yapılan haberlerden ve yanlış bilgilendirmeden dolayı birçok yanlış ve düzeltilmesi gereken düşüncelere sahiptim. Bunlardan bir tanesi de İran'ın bir çöl ülkesi olmasıydı. Ayağımız toprakla bir olduğunda yüzümüze çok serin ve güzel bir saba rüzgarı vurmuştu. İçimden hani uçaktan çıkınca geri dönesim gelecekti sesini duyar gibi olmuştum.
Daha sonra otobüse binip hava alanının içine doğru yol aldık. Etrafımda birçok İranlı vardı. Hepsini tek tek baştan süzüyor ve etrafımdaki konuşmalara kulak kabartıyordum. Yanımdaki iki gencin konuşmasını ve filmler hakkındaki konuşmalarını anlayınca çok sevinmiş ve yeni bir dilli yavaştan öğrenmenin huzurunu tatmıştım.
Hava alanının içine girince sol tarafta İran asıllı olanların pasaport kontrolleri yapılırken sağ tarafta yabancıların Pasaport kontrolleri yapılıyordu. Ben İrana girince saatlerce Pasaport kuyruğunda bekleyeceğimi ve kimlik kontrollerinin çok fazla yapılacağını düşünüyordum. Nitekim bunu Ürdün'e giderken yaşamıştım. Orada parmak, göz izlerini almış, nereye gideceğimiz, adresimiz, niçin geldiğimiz teker teker sorulmuştu. Oysa İran'da bunların hiçbirin görmedim. Pasaport kontrol görevlisi yüzüme bile bakmadan Pasaportumu mühürlemiş ve oradan geçmiştim.
Pasaport kuyruğunda beklerken yanımızdaki televizyonu ve İmam Humeyni'nin fotoğrafları çok dikkatimi çekmişti. Pasaporttan sonra aşağıya çantalarımızı almaya doğru gidiyordum ve etrafımdaki her bir harekete odaklanıyor ve ona bir anlam vermeye çalışıyordum. Aşağıya inince çantalarımızın çoktan geldiğini gördüm ve biran evvel çantamı almaya çalıştım. Hatta bir arkadaşımız çantasını son anda başka birinin elinden kurtarmıştı. Adam kendi çantasıyla karıştırmış ve Sedat arkadaşımızın çantasını almıştı. Özür ifadelerinden sonra herkes yola koyulmuştu.
Bizlerde çantalarımızı alıp çıkışa doğru yöneldik. Dış kapıda bizi bekleyen görevlilerle yani İmam Rıza-daha sonra aramızda Şirazi diye melhur oldu-ile tanıştık ve ona sabah namazını kılmadığımızı söyledik. ilk önce bizi büyük ve temiz bir lavaboya götürdü, abdestimizi aldık ve hava alanının mescidinde sabah namazımızı kıldık.
Mescitte bizim doğu camilerinde olduğu gibi herkes uzanmış ve dinleniyordu. Bizde namazımızı eda ettikten sonra dışarı çıktık. Bize çok lüks bir otobüs ayarlanmış ve çantalarımız otobüse yerleştirilmişti. Bizlerde Hep beraber otobüse bindik ve Tahran'dan sekiz saat uzaklığındaki Gorgan'a doğru yol almıştık. Gorgan bizim çok yakından bildiğimiz Cürcan'ın ta kendisidir.
İran'dan Selam ve Duayla....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)